Hastanelerin koridorlarında her gün binlerce hayat kurtarılıyor. Ama o koridorlarda, çoğu zaman sessizce tükenen insanlar da var: sağlık çalışanları.
Bir hekimin, bir hemşirenin, bir acil sağlık personelinin mesaisi yalnızca saatlerle ölçülmüyor. Uykusuz geceler, ertelenen aile hayatı, tutulamayan yaslar ve her an şiddete maruz kalma korkusu bu mesleğin görünmeyen yükleri. Bugün Türkiye’de sağlık çalışanı olmak; sadece tedavi etmek değil, aynı zamanda kendini korumaya çalışmak anlamına geliyor.
Sağlıkta şiddet artık münferit bir haber değil. Neredeyse her gün bir sağlık çalışanının darp edildiğini, tehdit edildiğini ya da hakarete uğradığını okuyoruz. Beyaz kodlar veriliyor, açıklamalar yapılıyor ama gerçek bir caydırıcılık hâlâ sağlanabilmiş değil. Can güvenliği olmayan bir ortamda, nitelikli sağlık hizmeti beklemek gerçekçi mi?
Bir diğer sorun ise görünmez ama yıkıcı: aşırı iş yükü. Personel eksikliği nedeniyle sağlık çalışanları, olması gerekenin çok üzerinde hasta bakıyor. 24–36 saat süren nöbetler, dinlenme hakkı tanınmadan devam eden mesailer, bedeni de ruhu da yoruyor. Tükenmişlik sendromu artık bir istisna değil, neredeyse mesleğin doğal sonucu hâline gelmiş durumda.
Tüm bunlara rağmen alınan ücretler, yapılan işin ağırlığıyla örtüşmüyor. Parçalı ve performansa dayalı ödeme sistemi; adalet duygusunu zedeliyor, emekliliği belirsizliğe itiyor. Sağlık çalışanları “Bugün değilse bile yarın nasıl geçineceğim?” kaygısıyla çalışıyor. Bu kaygı, sadece bireysel bir sorun değil; toplum sağlığını da doğrudan etkileyen bir gerçek.

Üstelik sorunlar bununla da sınırlı değil. Keyfî görevlendirmeler, aile yaşamını hiçe sayan çalışma düzenleri, liyakatten uzak yönetim anlayışı ve hukuki güvencelerin zayıflığı; sağlık çalışanlarını mesleklerinden soğutuyor. Sonuç mu? Yurt dışına giden hekimler, kamudan ayrılan deneyimli personeller ve her geçen gün biraz daha kan kaybeden bir sağlık sistemi.
Buradan sormak gerekiyor:
Bir ülke, en nitelikli insan gücünü bu kadar kolay kaybetmeyi göze alabilir mi?
Sağlık çalışanlarının talepleri aslında çok net ve makul:
Güvenli çalışma ortamı, emeğin karşılığı olan adil bir ücret, insani çalışma saatleri ve mesleki saygınlık.
Unutulmamalıdır ki; sağlık çalışanları lütuf değil, haklarını istiyor. Çünkü iyi işleyen bir sağlık sistemi, ancak kendini güvende ve değerli hisseden çalışanlarla mümkündür.
Beyaz önlükler alkıştan çok, adalet bekliyor.
Ve bu ses duyulmazsa, yarın o koridorlarda tedavi verecek, bakım yapacak kimseyi bulamayabiliriz.
İstanbul İl Temsilcisi ASİYE ÖZSÖZ

Bir yanıt yazın